1982’de İstanbul,
Acıbadem’in Kadıköy ve Üsküdar olarak ayrıldığı sokaklardan birinde doğdum.
Üsküdar’da geçen ilkokul, orta ve lise yıllarım kendimi daha çok Kadıköylü gibi
hissetmeme neden oldu.
2000’de Marmara Üniversitesi
Sinema Televizyon Bölümü’ne girdim. Bir film setinde çalışmak istemediğimi, fermuarını
kapattırmaya çalışan erkek oyuncular, cak cak sakız çiğneyip, sürekli küfür
eden yönetmenler evresine girmeden kaytardığım zorunlu stajlar sonucunda
anladım. Üç ay kadar benzin istasyonlarında yeni çıkan bir kurşunsuz benzin
tanıtımı yaparak altı ay idare edebileceğim ve karanlık oda yapımı için gereken
miktarı denkleştirip, 20 yaşımda Kadıköy’de bir eve taşındım. Oldukça yetersiz
olan okulun son iki yılını halamın verdiği göz enfeksiyonu raporları sayesinde
tamamladığımdan, gani gani olan zamanımı haftasonları annemin de çalıştığı bir
sivil toplum kuruluşunda ilkokul evresindeki çocuklara yaratıcılıkla ilgili
dersler verip, haftaiçi de süpermarketlerde stant hostesliği yaparak,
çalışanların soyunma odalarında fotoğraflar çekerek değerlendiriyordum. Arada
da XXI dergisi için yazı yazıp, fotoğraflar çekiyordum. Altı ay gibi kısa bir
süre Kabalcı Yayınevi’nde redaksiyon yaptıktan sonra beni manen ve madden
tatmin etmeyen tüm işlerden elimi ayağımı çekip, beş parasız kalsam da en
azından zevk alacağım sanat üretimine yöneldim. En azından çevreden gelen “Ne
olacak bu kızın hali!” lakırdılarına kulak tıkayabilmek için ardı ardına Avrupa
sanatçı programlarına başvurarak birkaç yıl idare ettim. Ailem İstanbul’da yaşadığı
ve mali olarak cüzzi de olsa yardımda bulundukları için kendime ait bir
stüdyodan başka bir lüksüm olmadı; onu da birkaç yıl şimdiki Salt Beyoğlu’nun
yerindeki eski Platform’da yer alan stüdyo sayesinde gerçekleştirdim,
sonrasında da bakımsız semtlerdeki düşük kiralı işhanı bürolarıyla.
Hiçbir zaman sanat
üretiminin yapabileceğim yegane iş olduğunu düşünmedim. Üniversitenin ilk
yıllarında resim kursuna giderken, pratik edildiği takdirde çizimin
öğrenilebildiği gerçeğiyle ilk kez yüzleşince ne fotoğraf, ne yazı, ne müzik,
ne finans ne de beden farkındalığı gerektiren sporlar birbirinden ayrı
pratikler olarak göründü. O yüzden işlerimde kullandığım medyumlar ve işbirliği
yaptığım kişiler bu kadar çeşitlilik göstermekte. Olumlu yaklaştığım dans,
tasarım, film sektörü gibi farklı alanlarda, farklı insanlarla çalışarak, hem
bir fikrin başka medyumlarda geçirdiği değişiklikleri gözlemleme ve üretme
fırsatım oluyor hem de zaman zaman bunaldığım sanat camiası dışına çıkabiliyorum.
Örneğin, geçen yılın yaz ayında Fatsa’da, Nokta Operasyonu üzerine bir film
çekerken, meslek icabı “iş bitirici” film profesyonelleriyle çalışmak, ardından
da Taldans’ın Eski/Yeni isimli performansına editör olarak katkıda bulunmak
için Belçika’da geçirdiğimiz bir hafta boyunca güncel sanat dışında da üretim
yapıyor olabilmek son derece cazip ve gelecek planlarımda etkili bir alternatif
haline geldi.
Elbette maddi olarak süreklilik
sağlamayan ve çoğu zaman “hayrına” olarak görülen bir alanda –bu konuda özellikle
yazarların durumu vahim!– çalışmak ürkütücü. Ama bir açıklama dahi esirgenerek
işten çıkarılan pek çok yetenekli insanın yaşadığı ülkemizde zaten neyin
garantisi var ki?
11.01.2012