1984 yılında İstanbul’da doğdum.
Orta sınıf bir ailenin en ufağı olarak önce Şişli’de bulunan bir ilköğretim
okuluna gönderildim. Annemin iradesiyle atıldığım ve epey gönülsüzce
hazırlandığım Anadolu Liseleri Sınavı sonucunda kendimi İstanbul Lisesi’nde
buldum. 2/3’ü erkek öğrencilerden oluşan bu okulun evrenine atılmış olmak
sanırım pek hoşuma gitmemişti. Ne yalan söyleyeyim ilk zamanlar hiç
tutunamadım; ilk iki sene boyunca sanırım hiç arkadaşım olmadı. Üstelik okulun
iki seneye yayılan Almanca hazırlık sınıfları da işimi kolaylaştırmıyordu.
Ergenliğin karanlık çukurlarında bata çıka yol alırken okulun kasvetli binası,
binanın kirli geçmişi, ailenin o dönem içinden geçtiği zorluklar, öğrenmeye
çalıştığım garip lisan, başka bir imgelemin ipuçlarını sezinleten ders
kitapları ve yavaştan farkına varmaya başladığım, diğer ergen oğlanların kısaca
ibnelik olarak betimledikleri şeylerden haz alıyor oluşum sanırım şu gün
yapmaktan ve üretmekten keyif aldığım ne varsa hepsi için meşakkatli ve elbette
üretken bir zemin hazırladı.
Orta 1’deyken ülkücü olan servis
şöförü ile papaz olmam sonucu, uzakta olan evimize kendim gidip gelmeye
başladım ve böylece sanırım ailenin yaratmaya çalıştığı orta sınıf baloncuğun
çeperlerini kıran deneyimler yaşadım. Lisede okuduğum yıllar boyunca ailemden
aldığım harçlık ve aldığım burslar ile etrafta salınan orta sınıf bir oğlan
olsam da, yaşımın yettiği ölçüde Beyoğlu’nun 90’lı yıllarının bir kısmını
yakalayabildim. Artık neyi ne kadar anlıyordum muamma, ama o zamanlardan
itibaren içine girdiğim sosyalizasyon asıl formasyonum oldu diyebilirim. ÖSS öncesi sinema
okumak istediğim için okuldaki dönemimin tek sözel öğrencisi olarak sınavlara
hazırlandım, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sinema Bölümü’nü burslu kazandım.
Erkeklerle sevişmeye başlamıştım, aileme açılmıştım ve bana daha fazla ‘kırık’
arkadaş lazımdı, dolayısıyla hayatı daha fazla okulun dışında aradım. Okula
önem veriyordum, ama o dönemde ürettiğim kısa filmler, videolar tam da yeni
öğrenmeye başladığım hayatın izlerini doğrusu pek taşımıyorlardı. Bunlardan
para kazanmayı düşünmedim bile. Reklam ve sinema sektöründe prodüksiyon
alanında birkaç parasız staj ve İKSV’nin düzenlediği festivallerde
mihmandarlık, rehberlik vs gibi görece ücretli meşgalelerden sonra; garsonluk,
çevirmenlik, modellik, figüranlığa varacak her türlü öğrenci işinden sonra 2
sene boyunca bir alışveriş merkezinde tezgahtarlık yaptım. Bir yandan lisansı
bitirdim, bir yandan da aktivizmin sayesinde Türkiye’nin birçok yerinde birçok
insanla tanıştım. Bütün bunlar olurken kültürel alanda da bir şeyler
düzenleyip, elle tutulur şeyler yapmaya çalıştım. Zora düştüğümde maddi anlamda
destek isteyebileceğim aile bireyleri vardı, bunun kıstırıcılığından kaçıp daha
farklı bir deneyim yaşamak için, biraz da bastıramadığım bir yalnızlık
duygusunun hayatımı ele geçirmesini önlemek amacıyla TEV-DAAD ortak bursuyla
Almanya’ya master yapmaya geldim. Bu karşılıklı bursun imkanları el verdiği
ölçüde, gerektiğinde yine her türlü yan meşgale ile para kazanmaya çalışarak
Master’ı bitirdim. Bir çocuk kitabı çevirdim, sahne menajerliği yaptım, sanatçı
asistanlığı yaptım, Bütün bunlardan hayatta kalacak kadar para kazandım,
2008’den beri ailemden aldığım desteği kesmiş oldum. Sanattan ve sanatsal
aktivitelerden de böylece para kazanmaya başlamış oldum. 2011 yılından beri
Almanya’da sanatçı vizesi ile oturma ve çalışma iznim var. Aynı yıl yarı burs
ile kabul edildiğim Bard College MFA programına devam edebilmek ve hem de
hayatımı idame ettirebilmek için Vehbi Koç Vakfı’nın karşılıklılık ilkesi ile
sağladığı yaşam bursuna başvurdum, kabul edildim. Okul harcı da ödediğimden
hayatımın pek kolay olduğunu söyleyemem. Bu tarz karşılıklı bursların ileride
nasıl ödünler vermeyi gerektireceği üzerine sorular sorarak; sanatçıların ayakta
kalabilmelerini sağlayabilecek daha fazla karşılıksız kurumsal destek imkanını
düşleyerek, herhangi bir galeriye bağlı olmadan çalıştığımı da eklemeliyim.
Gelecekte sanattan emekli olmayı düşünmesem de, sosyal güvenlik avantajlarını
düşünerek yine buradaki Sanatçı Sosyal Sandığı’na başvurdum. Hayat deneyimimi
esas alarak üretmeye çalışıyorum. Bu deneyimin kurduğu soru cümlelerinin saygı
göreceği bir bağlamda severek üretebilmeyi ve bunlardan adil ücretler kazanarak
yaşamaya devam edebilmeyi –elbette sırf kendim için değil– tüm meslektaşlarım
için düşlüyorum. Diğer bütün ihtimallerin preker bir dünya anlamına geldiğinin
bilincindeyim, bu yüzden her türlü deneyim paylaşımı ve bilinç yükseltme
girişimini saygıyla karşılıyor ve bunlara elimden geldiğince katkıda bulunmaya
çalışıyorum.
17.01.2012