4.02.2010
Murat Morova
1954 İstanbul’unda, Üsküdar’da eski Osmanlı aile yapısını koruyan kalabalık bir aile içine doğmuşum. Resim ve müzikle ilk tanışıklığımı Ninem’e ve Anneannem’e borçluyum. Eski, bahçe icinde üç katlı ahşap bir evdi. O yılların Üsküdar’ı hayalperest ve yaramaz bir çocuğun önüne cömertçe olanaklar sunan bir masal ülkesi gibiydi. Ahşap köşkler, ulu camiler, mezarlıklar, tekkeler, boş arsalar, Bizans sarnıçları, azınlık komşular. Renkli çarşılar, yangın yerleri, selviler ve sonsuz gibi gelen bir deniz. Sonraki yıllarımda kendimi sadece çocukluğuma ait hissetmemi sağlayan ve daha sonraları sanat üretirken referanslarımı bir şekilde belirleyen bir coğrafya. Hayatım sokaklarda geçiyordu. Şefkatli ve mütevazı usul akan bir hayat. 1960’ta Ayazma İlkokulu’nda başlayan bir eğitim hayatı (ve hemen 27 Mayıs darbesi) ortaokul ve lise, sosyal hayata, sanat ve kültüre bulaşmaya başladığım yıllar. Resim sevdası, edebiyat ve tiyatro çalışmaları ile geçti. Lise yıllarım (1968’ler) sosyo-politik ortamın bütün dünyada ve ülkemdeki sancılarını hissetmemi sağlayan yıllar. (12 Mart darbesi 1971) 1972’de Tatbiki Güzel Sanatlar’a girdim (şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fak.) Resimden para kazanılamayacağına inanmış ailemi ikna edemediğim için İç Mimari ve Tasarım okudum. Üniversite çağlarım o yılların tüm sancıları ile geçti. Gergin, politik dozu ve eylemleri yüksek yıllar. Her şeye bulaştığımız ve her şeyden kendimizi sorumlu hissettiğimiz yılların ardından 1977’de okulu bitirip çalışma hayatına atıldım. Kendi büromu açtım. 77-87 arası on yıl İç Mimar olarak iyi bir kariyer yaptım. (Bu arada 1980 darbesi) Ama mutlu değildim. 80 sonrasının bütün olumsuzluklarını yaşarken Özal döneminin zenginleşen sınıflarına hizmetten öteye gidemeyen bir meslek hayatına daha fazla dayanamadım. Zaten bu süreçte hiç terk etmediğim resim çalışmalarımı hızlandırdım. Mimarlık büromu kapatıp sanat üretmeye ve sadece onunla hayatımı götürmeye kesin karar verdim. İçine girdiğim ilk andan beri galeri sistemiyle çalışan bir sanatçıyım. Daha sonra küratöryel sistem ve sanatçı inisyatifli çalışmalara da sıklıkla katıldım. Ekonomik olarak zorlandığım zaman dilimleri olmuyor değildi, o zaman da seçici davranarak mimari proje danışmanlığı yapıyordum. Sinemada Sanat Yönetmenliğine de bulaştım (Yavuz Özkan-Şerif Gören-Bilge Olgaç). 1999 Körfez Depremi’nin ardından, Teşvikiye Sivil İnisiyatifi’ni kurdum. Önce mahalleyi örgütleyerek edindiğimiz gücü daha sonra daha geniş alanlara yayarak yurtdışı yardımları bile organize edecek hale getirdim. İki yıl sanat üretme pratiğine ara vererek gerek bölgede çalışarak, gerek deprem sonrası travma yaşayan ve sakat kalanlara protez çalışmalarına maddi destek bulma aşamalarında çalıştım. Sivil koordinasyonlar ve sivil itaatsizlik çalışmalarını hep önemsedim. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sanat ve kültür alanında etkileşime açık projelerin (Hakkari-Diyarbakır DSM-Bayburt) oluşumunda katkım oldu. Hayatım üç darbenin kırılma noktalarında ve iç göçlerden, yaşadığım kentin hızla değişen ve değiştirilen çehresine (kentin dokusu, peyzajı, insan ilişkileri) tanıklık, kültürel kırılmalar ve değişikliklerinin travmalarını duyumsayarak geçti. Geleneksel kültürlerin şizofrenik yarılmaları ile bu kadar içiçe ve yaralı bir bilinç taşıyınca ister istemez sanat pratiğinize bunların yansımaması düşünülemez. İçinde bulunduğum kültürel coğrafyanın kodlarını bilmeye ve takip etmeye sanırım özen gösteriyorum. 14 kişisel sergi, 3 bienal (2. İstanbul - 2. Buenos Aires - 49. Venedik) ve Almanya, Fransa, İtalya,Yunanistan, Ukrayna, Danimarka, Dubai ve İngiltere’de işlerimi gösterebildiğim çok sayıda galeri, müze ve büyük sergi katılımım oldu. Umarım bu perspektifte devam eder.