1965 yılında Ankara’da doğdum. Çorum’dan
Ankara’ya 1950’lere doğru göç eden ailemin epeyce yoksul olduğunu belirtmek,
zorluklarla dolu bir çocukluk geçirdiğimi hatırlatmam açısından gereklidir diye
düşünüyorum. Altındağ gecekondu bölgesindeki pek çok çocuk gibi ben de testi ve
bardakla su satarak harçlığımı çıkarırdım. Ortaokuldayken Samanpazarı
Çıkıkçılar Yokuşu’ndaki konfeksiyon mağazalarında tezgahtarlık ve terzi
çıraklığı da yaptım. Babam çok erken yaşlarda hayata veda etmişti. Annemin dul
maaşı ile eğitimimin kalan kısmına devlet okullarında devam edebildim. Benden
büyük olan diğer dört kardeşim çoktan okulu bırakmışlardı ve kendimi
kurtarmaktan başka çarem yoktu. Fakat şimdi anlıyorum ki para kazanmanın son
derece güç olduğu ama o oranda da hayatımı anlamlandıran bir uğraşı seçmişim.
Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümü’nü 1989’da bitirdim.
Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde
yüksek lisans programına başladım. Lisans ve master dönemim yine ekonomik
zorluklarla geçti. Bu sırada tek odalı bir gecekonduda 8 yıldır yaşamaktaydım.
Dolayısıyla büyük boyutlu resimler yapmama ne ekonomik olarak ne de mekansal
olarak imkan vardı. Ama giderek kendimce bir çözüm buldum. Büyük boyutlu bezleri
çamaşır kazanlarında kumaş boyalarıyla kaynatarak, katlanıp taşınabilen, göç
edebilen hacimli işlere yönelmiştim. Zannederim işlerimin hem malzeme hem de
bağlam olarak değişkenliği bu koşulların doğurduğu bir sonuç olsa gerek. Öte
yandan sanattan düzenli olarak hiçbir kazancım olmayacağı kesindi.
Çocukluğumdan beri müzik tutkunuydum. Üniversitede müzik bölümündeki bir dostum
sesimin şarkı söyleyebilecek renkte olduğunu fark etti, elime de bir bas gitar
sıkıştırdı ve birlikte çeşitli tatil merkezlerinde ve kafelerde bir süre çalıp
söyleyerek para kazandık. Müziğin sonra sonra yapıtlarıma sızmasını bu
deneyimle ilişkilendirmeliyim. Ama bir koltukla iki karpuz taşıyamayacağımı
anlayınca müziği bıraktım. Geçinmek için öğretmenliğe başvurdum. 1990-92
yılları arasında ilk tayin yerim olan Nallıhan’da tavuk çiftliğinden bozma 11
öğrencilik nüfusu olan bir ortaokulda resim öğretmenliği yaptım. 1993 yılında
tayinim Ankara’ya çıktı. Bir yıllık bir öğretmenlikten sonra, doktora eğitimine
devam etmekte olduğum Hacettepe Üniversitesi’nde asistan oldum. Burada yirmi
yıla yakın öğretim elemanı olarak çalıştım. 2010 yılında istifa edip,
İstanbul’a yerleştim ve halen Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım
Fakültesi’nde öğretim üyesiyim. Sanat üzerine yazıp çizmem yirmi yıl öncesine
kadar uzanıyor.Çeşitli dergilere yazdığım yazılardan sembolik de olsa bir
şeyler kazandım. Resim kökenli olmama karşın, son on yıldır ağırlıklı olarak
bütçelerini zar zor karşılayabildiğim video, fotoğraf ve yerleştirme gibi
farklı alanlarda çalışmaktayım. Resmin bütçesini iyi kötü kendiniz
çıkarıyorsunuz ama sipariş olmadıkça ve kaynak bulamadıkça disiplinlerarası
yeni projeler yapmak imkansız görünüyor. Beş altı yıl öncesine kadar yapıtlarım
nadiren satılıyordu ancak 6. Berlin Bienali katılımımdan sonra ivmede
hızlanmalar oldu. Çeşitli uluslararası kurum ve kişilerin koleksiyonlarınca
yapıtlarım alıcı buldu. Sipariş projeler gerçekleştirebildim. Her şeye karşın
sanattan kazandığım düzenli bir gelirin olduğunu söyleyemem. Bu yüzden
akademisyenlikle geçiniyorum. Bağımsız bir atölyem yok. Şu an ev-atölye
ortamında yaşıyorum. Yine de sokak ve her anlamıyla “dışarısı” bir tür atölye
işlevini görüyor benim için. Şehre karışmaktan, sokaktaki insanın hayatını
gözlemlemek ve öğrenmekten, sanatsal üretimde paylaşım ve ortaklıklar
yaratmaktan heyecan duymaktayım. 2006 yılında Bochum’da 2 ay süren rezidans
programına katıldım. 2008’in tamamını ise İskoçya ve İngiltere arasında
geçirdim. Bu dönemlerin, atölye imkanlarından dolayı, verimli dönemler olduğunu
söyleyebilirim. 2001 yılında katıldığım Tiran Bienali 30 bin Euro gibi küçük bir
bütçeyle çok şeyin yapılabileceğini göstermesi açısından önemli bir deneyimdi.
Bu deneyim farklı disiplinlerde çalışmaya devam kararımı perçinlemişti. İki
projemle yer aldığım 10. İstanbul Bienali’nde de gördüm ki bienal büyük bütçeli
ama sanatçılar bundan yararlanamıyorlar. 1990’ların ikinci yarısında Türkiye’de
güncel/çağdaş sanat hareketliliği ve fırsatlar bugünkü kadar yoğun değildi.
Genç sanatçıların önündeki olanaklar hiçbir zaman bu kadar geniş değildi.
Özellikle 1990’lardan itibaren, kentsel dönüşüm adı altında, hafriyatın ve
şantiye hayatının şehrin her noktasına yayıldığı, mimarideki deformasyonuyla
sıradanlaşıp merkeziyetini kaybeden ve sözde bir başkente dönüşen Ankara’da
yaşıyor ve çalışıyor olmanın dezavantajlarını ve zorluklarını, kendimi sanat
dünyasında kanıtlamam anlamında, uzun yıllar hissettim. İzleyeceğim stratejinin
ne olacağını tayin edebilmek için, meselenin kalbine yönelmeye, İstanbul’a
yerleşmeye karar verdim. Dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok uluslararası
sergiye katılıyorum. Son on yıldır yapıtlarım ağırlıklı olarak şehir olgusuyla
yakından ilişkili. Uluslararası dolaşımda olmanın, üretkenliğime belirgin bir
ivme kattığını vurgulamalıyım. Bu yüzden sergi daveti veya rezidanslar
olmadıkça, kendi olanaklarımla yurtdışına çıkmam imkansız gözüküyor. Yığılan
projelerimin hayata geçirilememesinin yarattığı bir bıkkınlık da söz konusu.
Ekonomik zorluklarla ortaya çıkan üretimlerimi, aralarında dil ortaklıkları
olan sanatçılarla birlikte göstermeyi prensip edinerek, paylaşım ortamlarından
kendime yeni yollar açmaya çalışıyorum.
2.02.2010