1974 yılında İstanbul’da doğdum. Liseyi bitirdikten sonra
Londra’ya gittim ve on sene orada yaşadım. Burs başvurusunda bulunabilmek için
en az üç yıl Britanya’da yaşamış olmak gerektiğinden, bu süre içinde çeşitli
işlerde çalışıp, bir yandan dosya hazırlamak için yarı zamanlı kurslara gittim.
İstanbul’dayken haftasonları devam ettiğim güzel sanatlara hazırlık kursunda
öğrendiklerimi unutmak için de epey çaba harcamam gerekti. 1995’de Chelsea
College’da, Tasarım ve Sanat Hazırlık Programı’nı tamamladım. 1998’de de
Central Saint Martin’s College Resim Bölümü’nden mezun oldum.
Okuldayken ve mezun olduktan sonra yaptığım işler arasında
garsonluk, çocuk bakıcılığı, tezgâhtarlık, çeviri bürosunda idari işler, sanat
merkezinde eğitmenlik var. Çeviri bürosu en düzenli para kazanabildiğim iş
oldu. Dört sene boyunca haftanın 3-4 gününü büroda, geri kalan zamanı da
atölyede kendi işimi yaparak geçirdim. İlk atölyem, Güney Londra’daki eski bir
otobüs deposundan bozma bir binadaydı, daha sonra Doğu Londra’daki eski bir fabrika
binasını kullandım. İkisi de 50-60 kişilik sanatçı kolonilerinin paylaştığı
binalardı. Birçoğu, benim gibi, yeni mezun olmuş ve gündüz işlerinden para
kazanan, her fırsatta da atölyede sanat çalışmalarıyla uğraşan sanatçılardı.
Gündüz işlerinden daraldığımızda, sahte isimle piyasada satış standartlarına
uygun resimler yapıp satsak, daha rahat geçinir miydik diye tartıştığımızı
hatırlıyorum.
Londra’da yaşarken projelerim üzerinde en rahat
çalışabildiğim dönem, işsizlik parası aldığım dönemdi sanırım. Zaten bizden
evvelki dönemden, işgal evlerinden bozma atölyelerinde çalışıp işsizlik
parasıyla var olmayı başarmış sanatçı modeline aşinaydık. Bize komşu binada
atölyesi bulunan bir sanatçının,
işsizlik parasıyla nasıl hayatta kalınacağıyla ilgili bir masa oyunu
tasarlamışlığı bile var. Benim bu oyunu gördüğüm sergide, değil oynamak, oyuna
dokunmak bile yasaktı. Dilerim bu da sanatçının en azından para
kazanabildiğinin göstergesidir.
Londra’ya taşındığım ilk yıllarda, genç Britanyalı
sanatçılar ve patlayan sanat pazarı furyası devam ediyordu; ama ben ortama
başka bir noktadan dahil oldum. Üretmek istediğim tipte işler daha çok
nesne-bazlı olmayan, (nesne-bazlı olduğunda da dokunulmayacak, pahalı nesneler
yerine izleyiciyle arasına mesafe koymayan türden nesneler) ve kamusal alanda
geçici olarak var olacak projelerdi. Benim seçtiğim yolda, fon başvurusu ve
proje önerisi yazma becerileri geçerliydi.
Projelerimi, fonlardan para bularak yapabilecek deneyime
sahip olduğum ve bu işe gittikçe daha fazla zaman ve enerji harcadığım dönemde,
çeviri bürosundaki işimi kaybettim. Sonrasında bir süre Whitechapel Gallery’de
eğitim programında çalıştım. Çeviri bürosu deneyimim çeviri konusuyla ilgili
iki ayrı projeme ilham kaynağı olsa da, garsonluk ve tezgâhtarlık geçiş alanı
yaratmadı benim için. Şu an için seçtiğim, sevdiğim ve üzerine kafa yorduğum
konuyu öğretmek en cazip paralel iş. Ara ara üniversitede ders vermeye devam
ediyorum. Ayrıca İstanbul’daki koşullar üretim biçimimi de etkiledi. Ve evet,
sanat düzenli bir gelir getirmediği için endişe kaynağı olmaya devam ediyor,
özellikle de benim seçtiğim nesne-odaklı olmayan üretim söz konusu olduğunda.
8.02.2010 (Ocak 2012’de gözden geçirildi)