1974 İstanbul doğumluyum.
Kendimi bildim bileli resim yapıyorum.
Ortaokulda Herr (Harro) Pirch
adında sevimli bir resim öğretmenim olmuştu. İlk derste bize ağaç çizdirdi.
Benim ağacımın dallarını görünce annemi okula çağırdı. Ne yapın edin bu kıza
sanat okutun demiş özetle. Lise 1’de annem beni İstasyon Sanat Evi’ne yazdırdı.
Selçuk abi (Fergökçe) atölyede etkiliydi
ve beni hemen anladı. Güzel Sanatlar sınavına önümde daha yıllar vardı; o da beni
rahat bıraktı. Böylece her haftasonu koşarak atölyeye gittim ve onun gözetiminde
içimden geldiği gibi resim yaptım. Yeteneğime inandığı halde gidişattan endişelenen
babamın etkisiyle annem bir süre beni tasarımın dallarına yönlendirmeyi denedi,
fakat ilgisizliğimi görünce üstelemedi. Lise sona geldiğimde, her ikisi de
Akademi mezunu olan halam ve Antuan amcamın (Gargar) okulları hakkında iyi bir
cümle kuramayışları, anne ve babamın ellerindeki tüm imkanı seferber ederek
beni yurtdışında okutmaya karar vermelerinde etkili oldu.
Şüphesiz bu kararı alırlarken ayaklarını
yorganlarına göre uzatmışlardı. Yine de ben eğitimimin faturasını hazmedemez,
huzursuzlanıp mutsuz olurdum. Bu yüzden bir fazla hırsla ve herkesten daha uzun
saatler okulda kalıp çalışmayı alışkanlık edindim. Hocalarımın teşvikiyle, senede
iki kez düzenlenen para ödüllü yarışmalara iş vermeye başladım. Hep ya birinci
geldim, ya ikinci... Mezun olana kadar öyle çok ödül toplamış olmalıyım ki, sonunda
Londra Üniversitesi beni bir madalyaya layık gördü. Birincilikle mezun oldum ve
hiç ara vermeden ilk tercihim olan Goldsmiths College’de yüksekokula devam
ettim.
Ben okuldayken, İstanbul’da annemle
yengemin bir mobilya dükkânı vardı. Bir yaz, katıldıkları mobilya fuarında
stantlarını süslemek için okulda yaptığım resimlerden bazılarını duvarlarına
asmak istediler. 20 yaşındaydım ve resimlerim fuara yolu düşen koleksiyonerlerin
radarına takıldı. Biz ailecek gülüp eğlenirken, girişimci bir işadamı olan Ömer
Malaz resimlerimden birine talip oldu ve kaşla göz arasında ilk satışımı gerçekleştirdim.
Bu, üzerinde Baudelaire’den dizeler taşıyan soyut bir orman resmiydi. Resim
yapmakla geçen bir başka yaz tatilinin sonunda, beni çocukluğumdan beri izleyen
Şule Hanım’ın (Malhan) referansıyla Haldun Dostoğlu’nun kapısını çaldım. Haldun
abi heyecanımı paylaştı ve beni cesaretlendirdi.
Yüksekokul biter bitmez İstanbul’a döndüm.
Elbette bunun nedeni yalnız İstanbul özlemim değildi. Resim çalışmalarımı aksatmamak
için bir atölyeye ihtiyacım vardı. Bunu bilen annem, dayım ve teyzelerim, ortak
mülkleri olan bir daireyi bana tahsis ettiler. O gün bugündür biricik dayanağım
olan bu dairede ilk kez 2000 yılında aralıksız çalıştım. Yıl sonunda görüşlerini
benden esirgemeyen Selim Birsel’in önerisiyle Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri’nin
2001 tarihli “Geleceğe Esintiler” sergisine bir portfolyo hazırlayarak başvurdum
ve seçildim. Erdağ Aksel ve Nuran Terzioğlu ile tanıştım. Sayelerinde, Yuko Hasegawa’nın
küratörlüğünde gerçekleşen 7. Uluslararası İstanbul Bienali’ne başvurma
cesaretini kendimde buldum ve seçildim.
Bienal yaklaşırken Platform Garanti Güncel
Sanat Merkezi’nden çıkmaz olmuştum. Burada yer alan sanatçı, yazar ve küratör
konuşmaları beni heyecanlandırıyor, atölyede yalnız başıma geçirdiğim uzun saatleri
dengeliyor ve bir aidiyet duygusu yaratıyordu. Başta Vasıf Kortun, November
Paynter, Evrim Altuğ ve Erinç Seymen olmak üzere, yıllarca paslaşarak yol alacağım
ve bugünkü çevremi oluşturacak en değerli dostlarımın pek çoğunu o sıralar tanımaya
başladım.
Bu arada çocukluğumdan beri hayranı olduğum
Komet’in takdir ve referansı ile katıldığım bir sergi, yine bir resmimin satılması
ile sonuçlanmış, babamı ümitlendirmişti. Fakat maddi anlamda bağımsızlığımı
elde etmem ancak bienalden sonra, Murat Pilevneli ile tanışmamla oldu. 2002 yılında
Galerist’te açtığım ilk kişisel sergim “Sahte Özgürlük” ilgi çekmenin ötesinde,
büyük bir satış başarısı getirdi. Bu ticari başarı yurtiçinde ve dışında açtığım/katıldığım
her sergi ve fuar ile katlanarak büyüdü. 2002-2010 yılları arasında aşkla ve şevkle
resim yapmayı sürdürdüm. Bir yandan da zaman ayırıp sanatçı atölyeleri gezdim,
sergiler düzenledim, okullarda dersler verdim ve İstanbul için yeni bir sanat
galerisi tasarladım. Ancak giderek bozulan sağlığım sebebiyle “Konu: Serbest” başlıklı
sergimi açtıktan sonra Galerist’ten ayrıldım.
Bir süre İstanbul’dan uzaklaşmak maksadıyla
yurtdışı misafir sanatçı programlarına başvurdum ve kabul edildim. Bu dönemde
Leyla Tara ve Arif Suyabatmaz ile tanıştım. Tanışmamızdan yaklaşık iki yıl sonra
“Gelecek Program” isminde ilk sergimi Rampa galerisinde açtım.
10.02.2012